1 Mayıs 2009 Cuma

odak nokta

Her üniversiteli gibi kantinde zaman öldürüyorduk. Ama sakın beni kantinde yatıp kalkan diplomasını kantinden alan gençlerden saymayın. Kış aylarında güzel bi hava bulmuşken oturalım dedik hepsi bu. Off o insanlar nedir öyle. Sabah 9 akşam 6 kantinde yer kaplıyorlar. Yoksa o insanlar maaşlı çalışan filan mı. Sürekli kantinin masalarını işgal ediyorlar. Ve hep aynı tipler. Evet evet bu insanlar para alıyor. İyi iş valla oturduğun yerden para kazanmak. Neyse.

Masada oturuyoruz. Konuşulmasa da olur dediğimiz konulardan bahsediyoruz. Söylesek de söylemesek de hayata karşı görüşümüzü ya da herhangi bir düşüncemizi değiştirmeyecek şeyler. Kantinin havasından kaynaklanıyor olsa gerek hiç aldırış etmiyoruz. Konudan konuya atlıyoruz. Beş kişi boş boş konuşuyor işte. Havadan sudan muhabbetler. Normalde öyle toplu sohbetlerde pek konuşmam. Sadece ilgi alanıma giren konularda cesaret edebilirsem konuşurum. Niçin cesaret edemiyorum? Birincisi “r” özürlünün tekiyim. “Adın ne? Uğuv. Ne? Uğuv. nuh mu? Uğuv ulan ovospu çocuğu uğuv.”. İkincisi çok hızlı konuşurum ve bazı kelimeleri yutarım.” Yabnyledüşünmüyorumaslında. Gieceksnadamgiioynayacaksn. Ne? ...” İki türlü de aldığım cevap aynı. Bu cevaptan sonra tekrar izah etmesi insana en çok koyanı. Hele ki tekrar aynı cevabı alıyorsan hiç konuşasın gelmiyor “neyse boşver” diyip atıyorsun kenara. Toplu sohbetler işte bu yüzden ısdırap gibi geliyor bana. O yüzden genelde susar çok ender konuşurum.

Bu sefer durum biraz farklıydı. Cesaretimi toplayıp ilgi alanıma giren konuya atladım. Fikrimi söyledim ve anlaşıldı dediğim. Sonraki dediğim de, sonraki dediğim de. Sonra da zaten dilim açıldı vır vır konuşuverdim. Artık arkama yaslanarak konuşmaya başlıyordum. Kendime o derece güveniyordum. Gerisini siz düşünün artık.

Sohbetlerde genellikle odak noktası kişiler bellidir. Onlar masaya oturdu mu herkes onu güldürmeye çalışır anlattıklarıyla. “Olum Güray geçen gün noldu... Sonra da görmeliydik yerlere attık kendimizi”. Peki bu Güray nasıl gibi de ona konuşuyor herkes. Bok gibi adam. Şaka şaka severiz kendisini(şimdi bu yazıyı okur mokur belli mi olur). Bizden ne fazlası var ne eksiği. Peki neden herkes ona konuşur orası bilinmez. Bunları yazan ben de bazen bu gaflete düşerim. Odak nokta kendisini bana çevirmişti. Artık sohbetin yeni odak noktası belliydi. Bendim. Derken o geldi. Çalıların arasında pusuda bekliyormuş meğer. Hop oturdu sandalyeye. Onu da severiz tabi de yaptığı çok ayıptı. Sohbetin odak noktası ben oluyorken birden sohbete girip havayı dağıttı. Buradan adalet bakanlığına sesleniyorum. Bunu suç yapın cezası çok ağır olsun. Müebbet hapse kadar gitsin cezası. Havayı dağıttı ve odak nokta adam sandalyesini ona çevirdi. O sandalyenin yerde çıkardığı ses hayatımdan bir 5 seneyi silip süpürdü. Yavaş yavaş küçüldüğümü hissediyordum. Ayıp denen bişey var lan. Ovospu çocuğuuu! İnsanın hayatıyla oynuyorsunuz resmen. Öyle pat diye konuya girilip odak nokta ayartılır mı. Piç! Arkama yaslanmıştım lan! Senin yüzünden kambur oturmak zorunda kaldım masanın diğer ucundaki sohbeti duyabilmek için. Buradan sana sesleniyorum karşıma çıkayım deme. Bu boyumla böcek gibi ezerim seni. Kambur oturup pür dikkat masanın diğer ucundaki sohbeti dinlemeye çalışıyorum. Her fırsatta konuya girmeye çalışıyorum. Konuya gireyim ki bana dönsünler tekrar. Ama inanır mısınız hiç duymuyorlar beni. Yine heyecandan hızlı konuşmaya başlıyorum herhalde. Onlar da sohbet konusunu kaçırmayayım diye dönüp de “ne?” diye sormuyorlar. İşin en acı tarafı da çaresizlikten söyleyeceğim şeyi yanımdaki başka kişiyi dürtüp ona söylemek. Düşünsenize ortada bi sohbet var ve kendini duyuramıyor sohbete bir türlü giremiyorsun çaresizlikten tek kişiye söylüyorsun söylemek istediğini. Bunu diyorsan eğer o sohbete asla giremeyeceksin demektir bu.

Saydan uzaktan can çekiştiğimi görmüş ve yanıma sandalye çekip oturdu. Ama ben kafaya koymuştum bi kere. O sohbet kapanmadan girecektim. O kız konuyu birden “happy tree friends”e getirdi. Bu benim için büyük bir fırsattı. Çünkü yıllardır telefonumda bu manyak çizgifilmin müziği durur. Arada açar gülerim boş boş. İlgiliyim yani. Hakkında hiç düşünmeden 5 cümle kurabilirim. Bu da sohbette iyi bir artıdır. Peki ben ne yaptım ağzımdan müziğini çıkardım.kafama taş düşeydi de hastanelik olsaydım o an. Ancak o zaman dikkatleri üzerime toplayabilirdim. Bırakın duymayı hiç tepki bile vermediler. Konuşmalarında saniyelik duraksama bile olmadı. Saydan da anladı durumumu. Gülmeye başladı yanımda. O da az piç değil her hareketime güler. Ama severim keratayı. “hani şey var ya” diye başlarım ve ne demek istediğimi anlar gülmeye başlar. O derecedir aramızdaki bağ. Ben de bir Saydan’a baktım bir de odak noktaya. Sonra da yaslandım arkama. Çevirdim sandalyemi Saydan’a.