Her üniversiteli gibi kantinde zaman öldürüyorduk. Ama sakın beni kantinde yatıp kalkan diplomasını kantinden alan gençlerden saymayın. Kış aylarında güzel bi hava bulmuşken oturalım dedik hepsi bu. Off o insanlar nedir öyle. Sabah 9 akşam 6 kantinde yer kaplıyorlar. Yoksa o insanlar maaşlı çalışan filan mı. Sürekli kantinin masalarını işgal ediyorlar. Ve hep aynı tipler. Evet evet bu insanlar para alıyor. İyi iş valla oturduğun yerden para kazanmak. Neyse.
Masada oturuyoruz. Konuşulmasa da olur dediğimiz konulardan bahsediyoruz. Söylesek de söylemesek de hayata karşı görüşümüzü ya da herhangi bir düşüncemizi değiştirmeyecek şeyler. Kantinin havasından kaynaklanıyor olsa gerek hiç aldırış etmiyoruz. Konudan konuya atlıyoruz. Beş kişi boş boş konuşuyor işte. Havadan sudan muhabbetler. Normalde öyle toplu sohbetlerde pek konuşmam. Sadece ilgi alanıma giren konularda cesaret edebilirsem konuşurum. Niçin cesaret edemiyorum? Birincisi “r” özürlünün tekiyim. “Adın ne? Uğuv. Ne? Uğuv. nuh mu? Uğuv ulan ovospu çocuğu uğuv.”. İkincisi çok hızlı konuşurum ve bazı kelimeleri yutarım.” Yabnyledüşünmüyorumaslında. Gieceksnadamgiioynayacaksn. Ne? ...” İki türlü de aldığım cevap aynı. Bu cevaptan sonra tekrar izah etmesi insana en çok koyanı. Hele ki tekrar aynı cevabı alıyorsan hiç konuşasın gelmiyor “neyse boşver” diyip atıyorsun kenara. Toplu sohbetler işte bu yüzden ısdırap gibi geliyor bana. O yüzden genelde susar çok ender konuşurum.
Bu sefer durum biraz farklıydı. Cesaretimi toplayıp ilgi alanıma giren konuya atladım. Fikrimi söyledim ve anlaşıldı dediğim. Sonraki dediğim de, sonraki dediğim de. Sonra da zaten dilim açıldı vır vır konuşuverdim. Artık arkama yaslanarak konuşmaya başlıyordum. Kendime o derece güveniyordum. Gerisini siz düşünün artık.
Sohbetlerde genellikle odak noktası kişiler bellidir. Onlar masaya oturdu mu herkes onu güldürmeye çalışır anlattıklarıyla. “Olum Güray geçen gün noldu... Sonra da görmeliydik yerlere attık kendimizi”. Peki bu Güray nasıl gibi de ona konuşuyor herkes. Bok gibi adam. Şaka şaka severiz kendisini(şimdi bu yazıyı okur mokur belli mi olur). Bizden ne fazlası var ne eksiği. Peki neden herkes ona konuşur orası bilinmez. Bunları yazan ben de bazen bu gaflete düşerim. Odak nokta kendisini bana çevirmişti. Artık sohbetin yeni odak noktası belliydi. Bendim. Derken o geldi. Çalıların arasında pusuda bekliyormuş meğer. Hop oturdu sandalyeye. Onu da severiz tabi de yaptığı çok ayıptı. Sohbetin odak noktası ben oluyorken birden sohbete girip havayı dağıttı. Buradan adalet bakanlığına sesleniyorum. Bunu suç yapın cezası çok ağır olsun. Müebbet hapse kadar gitsin cezası. Havayı dağıttı ve odak nokta adam sandalyesini ona çevirdi. O sandalyenin yerde çıkardığı ses hayatımdan bir 5 seneyi silip süpürdü. Yavaş yavaş küçüldüğümü hissediyordum. Ayıp denen bişey var lan. Ovospu çocuğuuu! İnsanın hayatıyla oynuyorsunuz resmen. Öyle pat diye konuya girilip odak nokta ayartılır mı. Piç! Arkama yaslanmıştım lan! Senin yüzünden kambur oturmak zorunda kaldım masanın diğer ucundaki sohbeti duyabilmek için. Buradan sana sesleniyorum karşıma çıkayım deme. Bu boyumla böcek gibi ezerim seni. Kambur oturup pür dikkat masanın diğer ucundaki sohbeti dinlemeye çalışıyorum. Her fırsatta konuya girmeye çalışıyorum. Konuya gireyim ki bana dönsünler tekrar. Ama inanır mısınız hiç duymuyorlar beni. Yine heyecandan hızlı konuşmaya başlıyorum herhalde. Onlar da sohbet konusunu kaçırmayayım diye dönüp de “ne?” diye sormuyorlar. İşin en acı tarafı da çaresizlikten söyleyeceğim şeyi yanımdaki başka kişiyi dürtüp ona söylemek. Düşünsenize ortada bi sohbet var ve kendini duyuramıyor sohbete bir türlü giremiyorsun çaresizlikten tek kişiye söylüyorsun söylemek istediğini. Bunu diyorsan eğer o sohbete asla giremeyeceksin demektir bu.
Saydan uzaktan can çekiştiğimi görmüş ve yanıma sandalye çekip oturdu. Ama ben kafaya koymuştum bi kere. O sohbet kapanmadan girecektim. O kız konuyu birden “happy tree friends”e getirdi. Bu benim için büyük bir fırsattı. Çünkü yıllardır telefonumda bu manyak çizgifilmin müziği durur. Arada açar gülerim boş boş. İlgiliyim yani. Hakkında hiç düşünmeden 5 cümle kurabilirim. Bu da sohbette iyi bir artıdır. Peki ben ne yaptım ağzımdan müziğini çıkardım.kafama taş düşeydi de hastanelik olsaydım o an. Ancak o zaman dikkatleri üzerime toplayabilirdim. Bırakın duymayı hiç tepki bile vermediler. Konuşmalarında saniyelik duraksama bile olmadı. Saydan da anladı durumumu. Gülmeye başladı yanımda. O da az piç değil her hareketime güler. Ama severim keratayı. “hani şey var ya” diye başlarım ve ne demek istediğimi anlar gülmeye başlar. O derecedir aramızdaki bağ. Ben de bir Saydan’a baktım bir de odak noktaya. Sonra da yaslandım arkama. Çevirdim sandalyemi Saydan’a.
1 Mayıs 2009 Cuma
27 Nisan 2009 Pazartesi
içimdeki ses
Ne diyon lan sen! Döverim bak seni! Kaçma lan gel buraya! Diyerek kovaladım o çocuğu. Çocuk dediysem ben de çocuğum. Lafın gelişi dedim. Aramızda 3 yaş fark vardı. Niye mi kovaladım? Orada adam akıllı top oynamaya çalışıyoruz, yaz tatilinin keyfini çıkarmaya çalışıyoruz abisine güvenip sataşıyor ibne. Normalde sakin biri olmama rağmen o an gözüm döndü. İlk defa birini dövecektim. Kararlıydım evet. Lise birinci sınıfta teşekkür belgesinin yanında bir de onur belgesi alarak kendini bile şaşırtan ben birini dövecektim.
Hızlı olduğumdan pek uzun sürmeyen kovalamacadan sonra yakaladım o ibneyi. Yatırdım yere sarsıyorum. Dakikalar öncesine kadar dövmekte karar kılan ben bir türlü vuramıyordum. Birkaç sarsmadan sonra ilk hafif darbeyi patlattım yüzünde. Sanırım ona gıdıklamak deniyordu. Vicdanım rahat bırakmıyordu beni. Def edemiyordum bir türlü. İçimdeki sesi durduramıyordum.
Kendi iç çatışmamdan sonra bir tane daha vurdum kafasına. Sanırım öncekinden daha sertti bu. Zaten vurduktan sonra pişman oldum. Çünkü abisi oradaydı. Ve yanında arkadaşları vardı. Bendeki de nasıl bi kararlılıksa abisinin ve abisinin arkadaşlarının yanında çocuğu kovaladım, yere yatırdım ve pataklamaya başladım. Nerede lan o onur belgesi alan lisedeki hocalarının sevgisini kazanan diğer öğrencilere örnek olarak gösterdiği Uğur. Gitmiş yerine serseri gelmiş. Yok o kadar da abartmayayım. Sonuçta hafiften pataklıyorum.
İşte tam o anda abisi olaya el koymaz mı. Valla koydu. İşin komik yanı bir süre izledikten sonra el koydu olaya. Belki de kardeşinin kendi başının çaresine bakabileceğini düşünerekten bekledi biraz. Kim bilir? Tam da üçüncü kez vuracaktım ki elim havada kaldı abisinin sesini duyunca. Kafamı çevirdim on metre ötede arkadaşlarıyla oturuyor ve bizi izliyor hepsi. “Yeter artık bırak çocuğu gel buraya” dedi içlerinden biri. Tabi o anda onur belgesi alan uğur geri döndü. Pısırıklaştım korkudan. Keşke içimdeki sesi dinleseydim diye söylenmeye başladım yine içimden. Yavaş yavaş ve ne yapacağımı, neler olacağını düşünerek yürüdüm. O yürüme anında ne yalan söyliyim hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti korkudan. Belki de şu amerikan filmlerini çok özendiğimden zorla geçirdim o şeridi gözlerimin önünden. Film bittikten sonra yüzü gözü kan içinde gördüm kendimi. Ve yanlarına vardııım.
Diz kapaklarım titreye titreye duruyorum karşılarında. Kendimi mülakatta gibi hissettim. Dört kişi oturmuş ben de onların karşısında ayakta dikilmişim. Ortada oturan ayağa kalktı ve bana beş karış tepeden tip tip bakmaya başladı. Kaşları çatıktı benim de masumdu. Bana baktı ben de ona baktım. O an birbirimize aşık olmadık tabi. Öyle bi anlatıyorum ki. Ağzını açtı ağır ağır. “Sen ne yaptığını sanıyorsun ha? Yazık değil mi kaç yaşında çocuğu pataklıyorsun. Ayıp lan ayıp!”diye yüzüme vurdu kelimelerini. Bu sert tavır üzerine elim ayağıma takıldı. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonraçaresizce açtım ağzımı “Yok abi şey ben aslında (korkudan ağızdan çıkan cümlenin başlangıç kelimeleri) çok da sert vurmuyordum. Hem gerçekten uyuz etti beni. Yoksa öyle saldırgan bi tip değilim”, dedim. Ağzımdan çıkana kendi kulağım bile inanmıyorken karşımdakinin inanmasını bekliyim beni pataklamamasını diliyordum. Uzun süre sessizlik oldu. Adam arkasına çocuğun abisine döndü.( ya bu arada adam dediğime bakmayın bildiğin 18 yaşlarında gençti. Ben küçük olduğumdan adam diye yer etmiş bilinçaltımda) sonra ağırdan bana döndü tekrar. Herhalde arkasını döndüğünde abisinden beni dövmek için onay aldı ki sert bir şekilde “ sen beni tanıyor musun dedi”. Ben de “yok abi tanımıyorum valla” dedim. Buna sinirlenmiş olsa gerek arkasını döndü vee: “this is spartauuaaaaa” diyerek tabanını göğsüme yapıştırıp hemen arkamdaki dipsiz kuyuya itti beni. Hehe tabi böyle olmadı. Ama buna yakındı olanlar. “benim adım gökhan çakıııır!” diye böğürdü. “Eyvah beni birazdan dövecek. Sonra da yiyecek ham yapacak” diye sayıklamaya başladım. Ama korktuğum olmadı neyse ki. Bunu dedi ve dinginleşerek şu sözlerle bitirdi sözlerini: ” şimdi git özür dile arkadaşından. Bi daha da o çocuğun kılına zarar verdiğini görmiyim. Bozuşuruz ona göre”
Bunun üzerine güldüm. Heyecanımı tam atamadım herhalde ki hala korkuyordum adamdan. Gerçi kim korkmaz o adamdan.” Peki abi bi daha olmaz söz” diye mülakat odasından ayrıldığım gibi gittim çocuğun yanına. Zıplayarak “mülakatı geçtim artık popstarım” demedim tabi. Gururuma yenik düştüm ve benden üç yaş küçük çocuğu yerden kaldırdığım gibi özür diledim. Bir daha olmayacağı konusunda söz verdim. O sırada abisi uzaktan özür dileme bölümünü dikkatle izliyordu. Birden yüzünde çok küçük bir tebessüm belirdi. Onu görünce sevinmeye başladım. Sevincimden de gülmeye başladım.
Ha sonrasında ne mi oldu? Hemen söyliyim. O patakladığım çocuk iki yıl sonrasına kadar benimle dalga geçti kendisine zarar gelmeyeceğine güvenerekten. Her gördüğünde sataşmaya devam etti. Ben de görmezden geldim her defasında. Ama içimdeki ses onu dövmemi söylüyordu her defasında.
Hızlı olduğumdan pek uzun sürmeyen kovalamacadan sonra yakaladım o ibneyi. Yatırdım yere sarsıyorum. Dakikalar öncesine kadar dövmekte karar kılan ben bir türlü vuramıyordum. Birkaç sarsmadan sonra ilk hafif darbeyi patlattım yüzünde. Sanırım ona gıdıklamak deniyordu. Vicdanım rahat bırakmıyordu beni. Def edemiyordum bir türlü. İçimdeki sesi durduramıyordum.
Kendi iç çatışmamdan sonra bir tane daha vurdum kafasına. Sanırım öncekinden daha sertti bu. Zaten vurduktan sonra pişman oldum. Çünkü abisi oradaydı. Ve yanında arkadaşları vardı. Bendeki de nasıl bi kararlılıksa abisinin ve abisinin arkadaşlarının yanında çocuğu kovaladım, yere yatırdım ve pataklamaya başladım. Nerede lan o onur belgesi alan lisedeki hocalarının sevgisini kazanan diğer öğrencilere örnek olarak gösterdiği Uğur. Gitmiş yerine serseri gelmiş. Yok o kadar da abartmayayım. Sonuçta hafiften pataklıyorum.
İşte tam o anda abisi olaya el koymaz mı. Valla koydu. İşin komik yanı bir süre izledikten sonra el koydu olaya. Belki de kardeşinin kendi başının çaresine bakabileceğini düşünerekten bekledi biraz. Kim bilir? Tam da üçüncü kez vuracaktım ki elim havada kaldı abisinin sesini duyunca. Kafamı çevirdim on metre ötede arkadaşlarıyla oturuyor ve bizi izliyor hepsi. “Yeter artık bırak çocuğu gel buraya” dedi içlerinden biri. Tabi o anda onur belgesi alan uğur geri döndü. Pısırıklaştım korkudan. Keşke içimdeki sesi dinleseydim diye söylenmeye başladım yine içimden. Yavaş yavaş ve ne yapacağımı, neler olacağını düşünerek yürüdüm. O yürüme anında ne yalan söyliyim hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti korkudan. Belki de şu amerikan filmlerini çok özendiğimden zorla geçirdim o şeridi gözlerimin önünden. Film bittikten sonra yüzü gözü kan içinde gördüm kendimi. Ve yanlarına vardııım.
Diz kapaklarım titreye titreye duruyorum karşılarında. Kendimi mülakatta gibi hissettim. Dört kişi oturmuş ben de onların karşısında ayakta dikilmişim. Ortada oturan ayağa kalktı ve bana beş karış tepeden tip tip bakmaya başladı. Kaşları çatıktı benim de masumdu. Bana baktı ben de ona baktım. O an birbirimize aşık olmadık tabi. Öyle bi anlatıyorum ki. Ağzını açtı ağır ağır. “Sen ne yaptığını sanıyorsun ha? Yazık değil mi kaç yaşında çocuğu pataklıyorsun. Ayıp lan ayıp!”diye yüzüme vurdu kelimelerini. Bu sert tavır üzerine elim ayağıma takıldı. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonraçaresizce açtım ağzımı “Yok abi şey ben aslında (korkudan ağızdan çıkan cümlenin başlangıç kelimeleri) çok da sert vurmuyordum. Hem gerçekten uyuz etti beni. Yoksa öyle saldırgan bi tip değilim”, dedim. Ağzımdan çıkana kendi kulağım bile inanmıyorken karşımdakinin inanmasını bekliyim beni pataklamamasını diliyordum. Uzun süre sessizlik oldu. Adam arkasına çocuğun abisine döndü.( ya bu arada adam dediğime bakmayın bildiğin 18 yaşlarında gençti. Ben küçük olduğumdan adam diye yer etmiş bilinçaltımda) sonra ağırdan bana döndü tekrar. Herhalde arkasını döndüğünde abisinden beni dövmek için onay aldı ki sert bir şekilde “ sen beni tanıyor musun dedi”. Ben de “yok abi tanımıyorum valla” dedim. Buna sinirlenmiş olsa gerek arkasını döndü vee: “this is spartauuaaaaa” diyerek tabanını göğsüme yapıştırıp hemen arkamdaki dipsiz kuyuya itti beni. Hehe tabi böyle olmadı. Ama buna yakındı olanlar. “benim adım gökhan çakıııır!” diye böğürdü. “Eyvah beni birazdan dövecek. Sonra da yiyecek ham yapacak” diye sayıklamaya başladım. Ama korktuğum olmadı neyse ki. Bunu dedi ve dinginleşerek şu sözlerle bitirdi sözlerini: ” şimdi git özür dile arkadaşından. Bi daha da o çocuğun kılına zarar verdiğini görmiyim. Bozuşuruz ona göre”
Bunun üzerine güldüm. Heyecanımı tam atamadım herhalde ki hala korkuyordum adamdan. Gerçi kim korkmaz o adamdan.” Peki abi bi daha olmaz söz” diye mülakat odasından ayrıldığım gibi gittim çocuğun yanına. Zıplayarak “mülakatı geçtim artık popstarım” demedim tabi. Gururuma yenik düştüm ve benden üç yaş küçük çocuğu yerden kaldırdığım gibi özür diledim. Bir daha olmayacağı konusunda söz verdim. O sırada abisi uzaktan özür dileme bölümünü dikkatle izliyordu. Birden yüzünde çok küçük bir tebessüm belirdi. Onu görünce sevinmeye başladım. Sevincimden de gülmeye başladım.
Ha sonrasında ne mi oldu? Hemen söyliyim. O patakladığım çocuk iki yıl sonrasına kadar benimle dalga geçti kendisine zarar gelmeyeceğine güvenerekten. Her gördüğünde sataşmaya devam etti. Ben de görmezden geldim her defasında. Ama içimdeki ses onu dövmemi söylüyordu her defasında.
22 Nisan 2009 Çarşamba
türkiye diyabet vakfı
19 Nisan 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














